NMD Blog //Sinan Aydın

Zenci tadında ki, Beyaz bir adamın günlüğü!

hepsiburada.com mağduriyeti hk.
Bu bahsi geçen, garaj altı siteden asla alışveriş yapılmasını tavsiye etmem!
Çevremdeki olumsuz örneklere duyarsız kaldım, eninde sonunda bana da yüzlerini gösterdiler…
Başlarında denetleyen bir yöneticileri yok. Destek ekibi lakayit.

Read the rest of this entry »

Sinan Aydın tarafından, 25 Ekim 2011'da yazılmıştır. Bilişim Genel Gündem

25471_381136528826_575893826_3710333_1044127_n

Ya Siyahsındır, ya da Beyaz!

Futbol fanatiziminden ziyade felsefedir benim için Beşiktaş sevgisi…

***

Ya kızsındır ya da erkek(!)

Ya paran vardır, ya da yoktur…

Ama ya kazanansındır ya da kaybeden,

Ya mutlusundur ya da mutsuz…

Ya açsındır, ya da tok…

Ya varsındır bu hayatta ya da yok…

Ya gülersin kahkahayla, ya da ağlarsın hıçkıra hıçkıra…

Geçmişinde ki “Karanlıkları”i unutmak isterken, “Aydınlık” bir geleceği hayal edersin aslında…

Fırlatırsan cebinde ki bozukluğu havaya, ya yazı gelir ya da tura…

Bir işi ya bulaştırırsın yüzüne gözüne, ya da yaparsın layıkıyla…

Ya aşıksındır ölesiye, ya da yalnızsındır bir başına koca dünyada…

Her birimizi insan sanırız ama kimimiz melek çoğumuz  şeytandır aslında…

***

Futbol fanatiziminden ziyade felsefedir benim için Beşiktaş sevgisi…

Ya Siyahsındır, ya da Beyaz!

Sinan Aydın

Zenci tadında Beyaz

Qt)xMQuu$4x1
Sinan tarafından, 2 Nisan 2010'da yazılmıştır. Genel

fft45_mf302304

Zoruma gidiyor! Çok zoruma gidiyor… Komutanlara yapılan bu anlamsız suçlamalar, çalkantılar, cahil insanları asker karşısında antipati sahibi yapma gayretleri bende derin öfkeler yaratıyor…

***

Biz ne yazık ki ekonomimizle, buluşlarımızla, sanayiimizle, sporumuzla, eğitim seviyemizle hiç bir zaman öncü bir ülke olmadık! Ancak biz tarihten bu yana düşmanımızın bile kabul ettiği övünelecek orduya sahip olduk. Şerefli, nitelikli, onurlu, üstün Türk ordusu… Savaşlara Allah, allah sesleriyle giden… 3 kıtaya hükmetmiş, her gittiği yere özgürlük vermiş, düşmanı karşısında tarihin tanıklık ettiği büyük başarılara imza atmış Yüce Türk Ordusunun hemde tam tepesinde kii komutanlarına hitap şekillerine, suçlandıkları mevzuya bakar mısınız…

***

Bir subay kolay mı yetişir? Hangi aşamalardan geçer? Ne tür sınavlarda başarılı olması gerekir? Ne şekilde ve ne kadar süreyle rütbeye hak kazanır? Kurmaylık ne demektir? Her kurmay, genaral olabilir mi? Kaç kişinin arasına girerler? Ne tür vasıflara sahiptirler? Türkiyede kaç tane Orgenaral vardır? Daha buna benzer sorular uzar gider, düşünene… Bu “Adam”lardan 10 tane var! 11.si yok! Geçmişlerine baktığınızda şerefli başarılarından başka birşey göremezsiniz… Kendileri, aileleri bir yana, sülalerinde olumsuz, şüpheye meal bir durum söz konusu olsa bırakın general olmayı, subaylıktan atılırlar! Bazıları gibi gemiciklerini yüzdürmek isteseler, Silahlı Kuvvetlerin rütbelerine biçtiği maaş yerine inanın 10 katından fazlasını sahip oldukları bilgiyle zaten özel sektörde kazanırlar. Özel hava yollarında bir pilot olup keyf-i saatlerinde mini etekli hostes eşliğinde uçmak yerine orduda daha düşük maaşa, muazzam disiplinle, çelik kanatlarla ülkelerine, kalkan olmayı tercih etmiştir bu şerefli insanlar…

***

Alim olmaya gerek yok, kariyer yapabilecekleri daha fazla paralar kazanabilecek işler yerine onlar Orduda kalmak istediler. Bu isteklerini gerçekleştirmek içinde çok çalıştılar. O halde siyasetçiler gibi olmalarına imkan yok! Görevini yapan bir subayın, bir generalin, ülkesine tehlike oluşturabilecek iç ve dış tehditleri tahmin edip bunlara ön hazırlık yapmasından daha normal birşey olabilir mi? Bu illa kide durduk yere “darbe” yapılacağı anlamına mı gelir? Peki darbe tehlikesi hissetmeyen bir hükümet ne kadar ileriye gidebilir? İşte bence düşünülmesi gereken bu…

***

Genelkurmay, siyasetle gelen yalancı, üçkağıtçı, şerefsiz bir başbakanın emrinde ki bakanlarından; Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; hayatın kendisi protokolden çok farklıdır. Ordu yalnızca bir birim değildir ve hala “4″ numaralı araç plakasına sahiptir! Bu ülkenin varoluş sebebi bir ordu kahramanlığıdır. Bu ülkenin Atası bir komutandır! Hiç bir gayret Türk milletini komutanlarından soğutamayacaktır. Bizler, bize emanet bırakılan hazinemizin farkındayız! Bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahlarımız olduğunda, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağımız vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyiz!


Sinan Aydın
İnsan

Sinan tarafından, 26 Şubat 2010'da yazılmıştır. Genel
Her akşam Ana Haber Bülteni esnasında geçen altyazıların başına konulan Flaş, flaş kelimelerinden sonra “..” yanyana iki nokta kullanımında ısrar edildiğini gözlemlemekteyim, bu durumdan fazlasıyla rahatsız olduğumu belirtmek isterim! Türkçede karşılığı yoktur. Anlamsızdır! Star Haber, Kanal D Haber benzer altyazıları olması gerektiği gibi “…” üçnokta şeklinde kullanmaktadır. Altyazılardan sorumlu kişi çet ağzını karıştıran genç bir arkadaşımız herhalde! Ali Kırca Beyefendinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı bir haber bülteninde böyle bir imla hatasının gözden kaçtığını görmek beni üzmüştür.

Saygılarımla

Sinan Aydın
İnsan
Sinan tarafından, 8 Şubat 2010'da yazılmıştır. Genel

Son Söz!

Hiç bir şey iyiye gitmiyor! Bilakis her şey daha da berbat olacak…

Neden böyle söyledim? Neden bu kadar sinirliyim? Kime ya da neye bunları yazıyorum?

Anlatayım; günümüzde herhangi bir zaman diliminde midenizi bulandırmak isterseniz yalnızca televizyonu açıp, sıradan(!) haberleri izlemeniz yeterlidir. Bayağılaşmışlar ve farkındalıklarından habersiz yeni yetmeler için ise ne mutludur ki(!) bu durum halen söz konusu bile değildir. Sosyetik habercilik, politik gazetecilik, taraflı ya da bilgisiz kimselerin sosyal sorumlulukları(!) bir kenara dursun, ben rahatsız olduğum asıl konunun perspektifine kendi mesleğimin düzleminden bakacağım. Burada kastetmiş olduğum canınızı sıkmadan, teknik terimlere boğmadan teknolojinin, insanımız ilişkileri üzerinde ki olumsuz etkisinden bahsetmeye çalışmak. Evet, insanımız diyorum çünkü biz tüketen bir toplumuz, üretmiyoruz, tüketiyoruz. Dolayısıyla üreten toplumlar için teknoloji, insan ilişkilerine olumlu yönde katkılar sağlarken, bizim insanımız için olumsuz etkiler sağlıyor. Ne yani, teknoloji mi suçlu? Elbette değil! Söyledim ya! Biz tüketiciyiz! Biz tüketiriz abi! Çağdaş toplumların, Sosyal Ağ diye tanımladığı, işine, ilişkilerine, başarılarına katkılar sağladığı “Alternatif İletişim Tekniklerini” tüketiriz… Bizim insanımızı Avrupalı sayarsak, internetle bu coğrafya da en geç tanışmış nüfustur diyebiliriz. Ancak bizim insanımızın kişi başına düşen en az 3, ortalama da 5′er msn adresi vardır. Erkeğimiz sözüm ona uyanık çapkın(!), kadınımız, bacımız egosal problemlerini aşamamış sözüm ona namuslu kimsedir! Asın beni! Susturun! Bahsettiklerimi kısmen kabul etmek bir kenara, yok saymak kolaydır sizin için, görmezden gelin… Öyle bir sorunumuz yokmuş gibi davranın… Öyle bir sorunumuz yoksa; “Sorun” sözcüğünün kinayesi kalmamış, “veba” olmuş demektir bahsettiğimin… Alternatif İletişim Teknikleri diye bir tanım koydum ortaya, peki ne demek istedim? Yüz yüze görüşüp, konuşmayla iletişim kurmanın dışında kalan her çeşit iletişime verdiğim bir tanım bu. O kadar zavallıca bir şey ki, sonradan görme kimselerin hava attığı, gösterdiği gibi bir şey değil kesinlikle, mecbur kalmadıkça kullanılası içimden gelmiyor. Çağdaş toplumlar, emek vermiş, bulmuş, kullanmış, kullanıyor. Satıp para kazanıyor. Birbirleriyle görüşmeleri gerektiğinde ise fırsat yaratıp, fiziki temas sağlıyor. Çünkü birbirlerine önem veriyorlar, çünkü onlar bu benim alternatif diye adlandırdığım şeyin farkındalar. Çünkü insan ilişkilerinde, doğru anlaşılmada ve doğru ifadede mimiklerin, ses tonunun, dinleme şeklinin, beden dilinin, tepkimelerin, nefesin gerekliliğini çok ama çok iyi biliyorlar. İyi bir iletişim kurabildikleri, alternatif bir iletişim kurmadıkları için, anlaşabiliyorlar, anlayabiliyorlar ve bunun için her alanda fazlasıyla başarılılar.

Eskilerden hep şunu duyarız, hatta bir kısmımız, bizler bile söyler olduk bazı zamanlarda… Nerede o eski bayramlar!… Burada! Cep telefonu icat edilmeseymiş korkarım kimse kimsenin bayramını kutlayamayacakmış. Öyle mi? Elbette hayır! Nerede peki nüans? Nüans ezelden gelen kültürümüzü yahu diden satın aldığımız alternatif(!) ile işgüzarlığa getiren zihniyette. Adam böyle bir tarihe sahip olmadığı, bu teknolojiyi de yarattığı halde, sevgilisiyle, arkadaşıyla, iş arkadaşıyla konuşacağı bir konu için kullanmıyor. Ama teknolojiyi satmış olduğu biz, 3.dünya ülkesi vatandaşı olarak programlandığı gibi kullanıyoruz. Demagoji siyaset ya da komplo teorisi, her ne haltsa, aslında bütün bunlar benim olayım değil. Onu da olayı olan biri çıksın anlatsın, yazsın, sövsün. Benim derdim her geçen gün körleşiyoruz. Kimse kimseye zaman bulamıyor. Kimse canlı kanlı sohbet etmekten yana değil. Anamızla telefonda, arkadaşımızla msn’de, sevgilimizle de kamerayla iletişim kuruyoruz…

Yaşlısından gencine, yakışıklısından, çirkinine her erkeğin derdi sekstir. Kadın da güzelinden, çirkinine, yaşlısından gencine, ayakkabı, çanta ve bilumum sanayiye can verecek türden karaktere sahiptir. Alışveriş merkezlerinin %80′nin kadınlara hitaben kurulu olduklarından, giriş katları, vitrinler ve tüm çeşitliliğin onlara sunulduğundan hiç bahsetmeyeceğim bile! En masumu ise egolarını yenememiş, yalnızca pohpohlanmaktan keyif alan kadındır. Bizim kadınımız dünyada öne çıkan, güzel kadınlarıyla nam salmış ülkelerin hemcinslerinin fiziki, karakteristik özellikleri ile kendini karşılaştırmaz bile. Facebook ta kendisini ekleyen onlarca erkek’i gördükçe aman ne güzelim, şahaneyim, herkes bana ölüyor modundadır, sarkan göğüslerini ,buruşuk suratını, 160 lık boyunu görmez. Merhaba demeye korkarsınız, hele bi deyin bakalım, acaba neyle karşılaşacaksınız? Hakaret, küfür, taciz noktasında sözlü saldırıyla karşılaşmışsanız Kültürlüsüne(!) denk gelmişsinizdir. Çirkefliğin daniskası, rezilliğin alası. Erkeklerimize ne demeli? İşi hep kolayından kıvırmak derdinde, peşinden koşarken kaldığı maskaralıktan bi haber, türlü şaklabanlık, kırılma incinme namına eser yok. Yıpranan sinirler, çiğnen onurları nedense köprüyü geçtikten(!) sonra kendilerince fark ediliyor. Bunun yerine sadece kendileri olup, gerçek karakterlerini sunsalar, gereğinden fazla müsemma göstermeseler böyle mi olurdu? Asla. Zaten anlatmak istediğimde bu. Arz-Talep dengesi. Ekonominin en temel başlıca kuralıdır bu. Başka bir deyişle, herhangi bir şeyi ederinden fazlasıyla alırsan muhtemelen bidahakine ve ya başka birini tahmininden de fazlasıyla almak zorunda kalacaksın. Bana kızmayın dostlarım, piyasayı siz bozuyorsunuz. İlgisiz görünün, sizin onlara ihtiyacınız olduğu kadar en az onlarında size ihtiyacı var. Yalnızca onlar bu konuda biraz daha sabırlı, tehtitkar tavırlarıyla istediklerini elde edene kadar oyalamayı başarıyorlarsa problem vardır, ki var…

İletişim için her şey çeşitlilikle fazlaca gözükse de, çok yalnızız. Çok kopuğuz. Asla başaramayacağız böyle giderse, asla tanışamayacağız, ve asla tanıyamayacağız birbirimizi telefonda ısrar ettikçe. Bakın günümüzde her şey var dediğimiz şu dönemde, birlikteliklerin süresi ne kadar kısa. Ne kadar zor ve ne kadar az. Buna karşılık niteliksiz, nicelikli, menfaate dayalı, yanlış birliktelikler söz konusu. Lütfen bir kez daha düşünün, iletişim yalnızca bir sektör, bir konu, bir metot değil bunların tamamı ve emin olun daha fazlası. Başarılı, sağlıklı ve huzurlu olabilmek için fiziksel iletişim şart. Alternatif İletişim Tekniklerinin perde ardında kalan olumsuz etkilerinin anlaşılma önemi fazla…

Saygılarımla


Sinan tarafından, 9 Ekim 2009'da yazılmıştır. Genel

E-Bülten :

VIDEO

Enter the video embed code here. Remember to change the size to 310 x 250 in the embed code.

TAG CLOUD

POPULAR