NMD Blog //Sinan Aydın

Zenci tadında ki, Beyaz bir adamın günlüğü!

Microsoft Outlook 2000, XP ya da 2003 kullanıyor, herhangi bir nedenden dolayı Windows Live Mail’e geçmeyi ancak geçerken aynı zamanda maillerinizide taşımayı planlıyorsanız, Microsoft Outlook’tan Mail veritabanını export (.pst) edip, Live Mail’e Import edemiyorsunuz…

Bu aşamada izlemeniz gereken yol şöyle olacaktır :

1) Outlook Express 6′ya Microsoft Outlook’tan mailleri taşımalı,
2) Taşınan mailleri Outlook Express 6′nın depoladığı lokasyondan kopyalamalı,
( Local Settings\Application Data\Identities\{4EB3A3F9-8872-41DD-8E62-9AAA773FAA89}\Microsoft\Outlook Express)
3) Taşımak istediğiniz Windows Live Mail bilgisayarına Dosya > Mail Al > Outlook Express 6 seçeneğini seçmek ve yedeklediğiniz dizini göstermekle mümkün olacaktır.

Sinan tarafından, 15 Aralık 2010'da yazılmıştır. Bilişim

Dosyalarınızın formatını çoğu zaman kendi türünde dönüştürmek isteyebilirsiniz.
Bunun için genellikle, video, müzik gibi multimedia dosyaları için bir yazılıma,
Döküman türünde ki dosyalar için yine 1, 2 yazılıma ihtiyaç duyarız.
Bu yazılımlar her zaman stabil çalışmaz, ya da tamamıyla ücretsiz olmaz.
Çoğu zaman nadiren ihtiyaç duyduğumuz basit bir işlem için, inatçıysak saatlerce çırpınırız…

Artan bant genişlikleriyle beraber neyse ki artık bu tür çözümler için iyiden iyiye çevrimiçi çözümler sunulur oldu. Tartışmaya açık olan “Güvenlik” konusunu saymazsak En güzel yanı tüm hizmetin bedava, sorunsuz. %98 lere varan çevirme başarısında olması.

Formatını değiştirmek istediğiniz dosyanız, Kurumsal içerik taşımıyor, Güvenliği ile ilgili endişe duymuyorsanız, denemenizi öneririm.

Saygılar
http://www.convertfiles.com/

Sinan tarafından, 5 Ekim 2010'da yazılmıştır. Bilişim

Sinan tarafından, 25 Ağustos 2010'da yazılmıştır. Video

Advanced Audio Distribution Profile

Basitçe anlatmak gerekirse; Bluetoothlu bilgisayarınız ve bluetooth kulaklığınız varsa, ve siz bu ikiliyi bilgisayarınızdan müzik dinlemek için kullanmak istiyorsanız, 2 şeye ihtiyacınız var demektir.

1- A2DP destekli bluetooth adaptörü ( audio stream özelliği )

Böylece, sisteminiz bluetooth adaptörünü ses kartı driverı gibi görecek, tercihiniz doğrultusunda sesi buradan da gönderebilecektir.

2- Advanced Audio Distribution Profile den anlayan bir işletim sistemi ! :)

Evet şaka gibi. Ancak gerçek. Neotech marka A2DP destekli bluetooth dongle’ı Windows xp ve Windows 7 temel dosya paylaşımı için tanıdıysa da, “stream” özelliğinden faydalanabilmemiz için tanıyamadı. Buna karşı Linux Ubuntu ise Windows PC lerde USB mouse tanıtır gibi, stream özelliğiyle beraber tanıdı ve kullanıma hazır hale geldi…

İşte sizde buna benzer bir durumla karşılaşırsanız, benim kadar uğraşmayın diye bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. A2DP den anlamayan işletim sistemi için BlueSoleil yazılımı yardımınıza yetişiyor. Kullanımı çok pratik. Ekstradan belirtememizi gerektirecek bir durum yok. Kulaklığınızı bulunur duruma getirip, yazılımdan aratıyorsunuz ve eşleştiriyorsunuz.

Windows tarafında, Varsayılan ses aygıtınıda değiştirdiğinizde artık audio streamden anlamayan işletim sisteminizde A2DP destekli bluetooth adaptörünüzle eşleşmiş bluetooth kulaklığınızdan müzik dinleyebilirsiniz.

Sinan tarafından, 30 Haziran 2010'da yazılmıştır. Bilişim

Otomatik Portakal ~ A Clockwork Orange

a-clockwork-orangeSanatsallaştığımı düşündüğüm şu son dönemde, 1966 yapımı Il buono, il brutto, il cattivo (Good, Bad and Ugly – İyi, Kötü, Çirkin)’de başladığım izlenimlerimi 1957 yapımı 12 Angry Man (12 Kızgın Adam) ile sürdürmüştüm… Bu 2 örneğe nispeten daha günümüze yakın 1988 yapımı Eddie Murphy’nin Coming to America (Amerikan Rüyası) olan filmindende aldığım “Sanatsallık(!)” hiçte azımsanmayacak kadardı…

Son dönemde nacizhane bünyemde ki değişme rüzgarları, yalnızca sinema kültürümde esintiler yaratmadı…

Şaraptan anlamayan erkeğin, asla tam anlamıyla gerçek bir jön olamayacağına kanaat ettikten sonra, seçim aşamasından servis şekline, kadeh tercihine, ideal sıcaklık seviyesi, içim şekli, beraberinde yiyilebilecekler ve diğer incelikleri saygıyla, itanayla yerine getiren kimselerle beraber bu kültürü icra etmek istedim…

Beyaz Şarapı neden tercih ettiği konusunda bile konuşmasıyla beni tatmin eden Murat’ın Otomatik Portakal  (A Clockwork Orange) teklifine kayıtsız kalmadım… Şaraptan anlayan birisi, henüz izlemediğim sanatsal bir film ve şarap’ın kendisini yanyana koyduğumuzda keyifli bir gece olacağı belliydi.

12-angry-men1957 yapımı 12 Angry Man (12 Kızgın Adam)’da iyi bir senaryo, mükemmel oyunculuk için fazladan teknolojiye, kostüme, makyaja ve zengin set arkası ekibine ihtiyaç olmadığını gördüm…

Good_Bad_Ugly_SE_DVD_eng1966 yapımı Il buono, il brutto, il cattivo (Good, Bad and Ugly – İyi, Kötü, Çirkin)’de uzun metrajlı kovboy filminde aksiyon sahneleri için animasyon, grafik, montaj teknikleri, 3D çalışmalar, dublör, sahte patlamalar olmadanda iyi iş çıkarılacağını gördüm. Sıkılmadan izledim. Fazlasıyla iyiydi. Filmde seçtiğim “Çirkin”di :)

coming-to-america1988 yapımı Eddie Murphy’nin Coming to America (Amerikan Rüyası)’nda ikili ilişkilerde maddi gücün, kadınlar üzerinde önceliklerini etkileyen sebepleri, anlatımı, kurguyu, oyunculuğu beğendim. Herşey açıkça anlatılıyordu…


GetAttachment
1971 yapımı A Clockwork Orange (Otomatik Portakal)’da ise iyi bir arkadaş Murat, spesifik beyaz bir şarap, soğutulmuş kadehler, eski kaşar, küba purosu, projeksiyon, rahat koltuk olmasına rağmen henüz bu ağırlıkta sanatsal filmi yorumlaya uzak olduğumu gördüm… Terabytlarca film arşivimin olması, her tür filmi bolca izlemem, yorumlama kabiliyetimin bu denli geliştiği anlamına gelmiyor…

Hazır değilseniz, izelemeyin…


Sinan Aydın
İzleyici

Sinan tarafından, 22 Nisan 2010'da yazılmıştır. Sinema

25471_381136528826_575893826_3710333_1044127_n

Ya Siyahsındır, ya da Beyaz!

 

Futbol fanatiziminden ziyade felsefedir benim için Beşiktaş sevgisi…

 

***

 

Ya kızsındır ya da erkek(!)

 

Ya paran vardır, ya da yoktur…

 

Ama ya kazanansındır ya da kaybeden,

 

Ya mutlusundur ya da mutsuz…

 

Ya açsındır, ya da tok…

 

Ya varsındır bu hayatta ya da yok…

 

Ya gülersin kahkahayla, ya da ağlarsın hıçkıra hıçkıra…

 

Geçmişinde ki “Karanlıkları”i unutmak isterken, “Aydınlık” bir geleceği hayal edersin aslında…

 

Fırlatırsan cebinde ki bozukluğu havaya, ya yazı gelir ya da tura…

 

Bir işi ya bulaştırırsın yüzüne gözüne, ya da yaparsın layıkıyla…

 

Ya aşıksındır ölesiye, ya da yalnızsındır bir başına koca dünyada…

 

Her birimizi insan sanırız ama kimimiz melek, çoğumuz  şeytandır aslında…

 

***

 

Futbol fanatiziminden ziyade felsefedir benim için Beşiktaş sevgisi…

 

Ya Siyahsındır, ya da Beyaz!

 

Sinan Aydın

 

Zenci tadında Beyaz

 

Qt)xMQuu$4x1
Sinan tarafından, 2 Nisan 2010'da yazılmıştır. Genel

eyyvah-eyvah1Cem Yılmaz’ın kıvrak zekasının ürünü “Yahşi Batı”‘dan sonra “Romantik Komedi”yi ne romantizme ne komediye koyabilmiştim. Ata sağolsun, “Eyvah Eyvah”‘ı ile beni eğlendirmeyi başardı…

Şimdi ben ne yazarsam, yazayım beni tanıyan dostlarım:
-Sen zaten, Türk Filmlerini eleştirel izliyorsun…
diye düşünecektir. Haklılar, eleştiririm…
Bende Türk olduğum için olabilir mi? :-) Eleştirelim ya da polyanacılık oynayalım?!? hangisi?

Evet, “Issız Adam” ile bir çıkış yakaladık, doğru. Ancak gördük ki “Romantik Komedi” “Ketche”li Color Correction’a rağmen genel olarak 10/5,5…

“Yahşi Batı” çok küfürlü olmasıyla eleştirildi. Evet kesinlikle fazla küfürlü. Küfreden bir millet olduğumuz için olabilir mi? Biz küfrederiz, hemde öyle yabancılar gibi “f*ck”tırıp geçmeyiz… Bilare, dolu dolu küfrederiz. Cümle başında, içinde, sonunda ederiz. Cümlenin türüne göre bağlaç, fiil ya da sıfat yerine… Tüm yaratıcılığımızla ederiz… Cem Yılmaz Türkiyede rakibi olmayan bir komedyen, çok zeki ve gözlemi çok yüksek. Öyle artistim havasında insanlardan kopuk değil aksine toplumun içinde dolaşan birisi. Hal böyle olunca oynadığı karakteri biz aslında çok iyi tanıyoruz…

Ata Demirer, filminde anlatmak için trakya insanını seçmiş. Bence çokta doğru etmiş. Gerçi şu sıra onunla aynı dönemde filmi oynayan, içimizden biri olduğu idda edilen, çam yarması, kültür yosması “doğulu”yu oynayan bir arkadaşta var ya neyse… Hani şu telefon operatörlerinin birinde reklam yıldızı olan adam… İsmi lazım değil… Trakya insanı sinemaya “cuk” oturmuş. Bir kere ışık var, renk var. Ayçiçek tarlası, rengi pak insanlar. Sinema çekimi bile izleseniz anlarsınız hangisinin “insan” olduğunu…

İzleyecek olanlara karnınız ağrıyacak gülmekten desem büyük beklentiyle gitmiş olursunuz. Eğlenmek için gidin, eğleneceksiniz…


Sinan Aydın
Yalnızca İzleyici

Sinan tarafından, 3 Mart 2010'da yazılmıştır. Sinema

fft45_mf302304

Zoruma gidiyor! Çok zoruma gidiyor… Komutanlara yapılan bu anlamsız suçlamalar, çalkantılar, cahil insanları asker karşısında antipati sahibi yapma gayretleri bende derin öfkeler yaratıyor…

***

Biz ne yazık ki ekonomimizle, buluşlarımızla, sanayiimizle, sporumuzla, eğitim seviyemizle hiç bir zaman öncü bir ülke olmadık! Ancak biz tarihten bu yana düşmanımızın bile kabul ettiği övünelecek orduya sahip olduk. Şerefli, nitelikli, onurlu, üstün Türk ordusu… Savaşlara Allah, allah sesleriyle giden… 3 kıtaya hükmetmiş, her gittiği yere özgürlük vermiş, düşmanı karşısında tarihin tanıklık ettiği büyük başarılara imza atmış Yüce Türk Ordusunun hemde tam tepesinde kii komutanlarına hitap şekillerine, suçlandıkları mevzuya bakar mısınız…

***

Bir subay kolay mı yetişir? Hangi aşamalardan geçer? Ne tür sınavlarda başarılı olması gerekir? Ne şekilde ve ne kadar süreyle rütbeye hak kazanır? Kurmaylık ne demektir? Her kurmay, genaral olabilir mi? Kaç kişinin arasına girerler? Ne tür vasıflara sahiptirler? Türkiyede kaç tane Orgenaral vardır? Daha buna benzer sorular uzar gider, düşünene… Bu “Adam”lardan 10 tane var! 11.si yok! Geçmişlerine baktığınızda şerefli başarılarından başka birşey göremezsiniz… Kendileri, aileleri bir yana, sülalerinde olumsuz, şüpheye meal bir durum söz konusu olsa bırakın general olmayı, subaylıktan atılırlar! Bazıları gibi gemiciklerini yüzdürmek isteseler, Silahlı Kuvvetlerin rütbelerine biçtiği maaş yerine inanın 10 katından fazlasını sahip oldukları bilgiyle zaten özel sektörde kazanırlar. Özel hava yollarında bir pilot olup keyf-i saatlerinde mini etekli hostes eşliğinde uçmak yerine orduda daha düşük maaşa, muazzam disiplinle, çelik kanatlarla ülkelerine, kalkan olmayı tercih etmiştir bu şerefli insanlar…

***

Alim olmaya gerek yok, kariyer yapabilecekleri daha fazla paralar kazanabilecek işler yerine onlar Orduda kalmak istediler. Bu isteklerini gerçekleştirmek içinde çok çalıştılar. O halde siyasetçiler gibi olmalarına imkan yok! Görevini yapan bir subayın, bir generalin, ülkesine tehlike oluşturabilecek iç ve dış tehditleri tahmin edip bunlara ön hazırlık yapmasından daha normal birşey olabilir mi? Bu illa kide durduk yere “darbe” yapılacağı anlamına mı gelir? Peki darbe tehlikesi hissetmeyen bir hükümet ne kadar ileriye gidebilir? İşte bence düşünülmesi gereken bu…

***

Genelkurmay, siyasetle gelen yalancı, üçkağıtçı, şerefsiz bir başbakanın emrinde ki bakanlarından; Savunma Bakanlığına bağlı bir birim olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; hayatın kendisi protokolden çok farklıdır. Ordu yalnızca bir birim değildir ve hala “4″ numaralı araç plakasına sahiptir! Bu ülkenin varoluş sebebi bir ordu kahramanlığıdır. Bu ülkenin Atası bir komutandır! Hiç bir gayret Türk milletini komutanlarından soğutamayacaktır. Bizler, bize emanet bırakılan hazinemizin farkındayız! Bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahlarımız olduğunda, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağımız vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyiz!


Sinan Aydın
İnsan

Sinan tarafından, 26 Şubat 2010'da yazılmıştır. Genel

everybodysfine

Herkesin Keyfi Yerinde…Evet, 5 Şubatta ülkemizde gösterime giren, Dram türünde 2009 yapımı, Kirk Jones’in yazıp, yönettiği “Everybody’s Fine” filmini diğer filmlerin aksine ismini Türkçeleştirmede çokta çuvallamamışız… Çuvalladığımız konulardan birkaçına değinmek işimede gelirdi aslında ancak beni iş yerinde izlediğim bu filmde neredeyse ağlamaya sevk eden, duygu seline sürükleyen, etkilendiğim yerlerine değinmek istiyorum daha çok…

Robert De Niro, Drew Barrymore, güzeller güzeli Kate Beckinsale ve Sam Rockwell aynı filmde olunca, konusunun dram olması izlemek için acele etmemem konusunda bana etken olmadı bu kez… 70′lerin sonu 80′lerin başında “Gangster” aksiyon filmlerinin muhteşem delikanlısı Robert De Niro’yu 90′ların başında yaşının ilerlemesiyle Komedi türündede fazlasıyla başarılı bulmuştuk. Onda ki az rastlanır yeteneği Senaristler ve Yönetmenler biz izleyicilerden çok daha fazla analiz edebildikleri için Dram türü içinde uygun görmüşler… İyikide öyle yapmışlar! Yüz ifadeleri, burukluğu, o anı derinden yaşamamızı sağlıyor… Eşini 8 ay önce kaybetmiş, emeklilikte yapayalnız kalmış, tüm vaktini bahçede oyalanarak geçirmeye çalışan, kendisinden uzakta yaşayan 4 çocuğu olan bir baba… Planlanan bir tarihte eski günlerde ki gibi masanın etrafında toplanabilecekleri bir yemek organize etmeye çalışmaktadır. Film, tamda bu noktada baba De Niro’nun buluşacak olmalarının heyecanıyla alışverişe çıkmasıyla başlıyor. Ancak sonrasında her birinin özel yaşamlarında ki bir konuyu mazeret göstermesiyle, yemek iptal oluyor. Bunun üzerine, De Niro, doktorunu ve kalp hastası olmasına aldırış etmeden her birine ayrı sürpriz yapmak üzere yollara düşmesiyle devam ediyor… Türlü ceremelerde çektiği bu yolculuk esnasında tanıştığı yol arkadaşlarına ise çocuklarından bahsetmeye nasıl can atan ve onlarla nasıl gurur duyduğunu gösteren bir baba izleyeceksiniz…

Kesinlikle çok beğendim, abartılı bir yaklaşımı yok. Sizi daha fazla etkilemesi uğruna gereksiz çabalara girilmemiş! Küçük ayrıntıları yakaladığınızda daha derin etkileniyorsunuz! Filmin isminin nerden geldiğini kendi anlatımıyla sona saklanmış olması, kalabalık masayı alan görüntü, kendi aralarında ki konuşmalar, dışarda mükemmel bir noel ışıltısı ve evin önünde peşpeşe duran “3″ otomobilin izleyiciye gösterilmesi, kapanış için fazlasıyla mükemmel olmuş… Kendi türünde ki bu filme 9/10 vermeyi bol keseden sallanmış olarak görmüyorum…

İzleyecek olan arkadaşlarıma, keyifli seyirler…


Sinan Aydın
Yalnızca İzleyici

Sinan tarafından, 13 Şubat 2010'da yazılmıştır. Sinema
Her akşam Ana Haber Bülteni esnasında geçen altyazıların başına konulan Flaş, flaş kelimelerinden sonra “..” yanyana iki nokta kullanımında ısrar edildiğini gözlemlemekteyim, bu durumdan fazlasıyla rahatsız olduğumu belirtmek isterim! Türkçede karşılığı yoktur. Anlamsızdır! Star Haber, Kanal D Haber benzer altyazıları olması gerektiği gibi “…” üçnokta şeklinde kullanmaktadır. Altyazılardan sorumlu kişi çet ağzını karıştıran genç bir arkadaşımız herhalde! Ali Kırca Beyefendinin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı bir haber bülteninde böyle bir imla hatasının gözden kaçtığını görmek beni üzmüştür.

Saygılarımla

Sinan Aydın
İnsan
Sinan tarafından, 8 Şubat 2010'da yazılmıştır. Genel

E-Bülten :

VIDEO

Enter the video embed code here. Remember to change the size to 310 x 250 in the embed code.

TAG CLOUD

POPULAR